banner146

banner143

banner125

14 Aralık 2017 Perşembe

BAŞIBOŞ KÖPEKLER KORKUTUYOR!

KÜRT SORUNU-2

27 Ocak 2015, 12:20
Bu makale 1305 kez okundu
KÜRT SORUNU-2

بســـــــــــم الله الرحمن الرحيــــــــم

Fatih ERGENÇ

 

Kürt Sorununun asıl müsebbiplerini ve Cumhuriyetten önceki tarihi sürecini etüt edip kavradıktan sora Cumhuriyet Döneminde de yine bu sorunu irdeleyip sahih ve köklü çözüme ulaşmak üzere kesin kanaatimizi belirtebilelim.

 

Evet, 1923 yılında ilan edilen Cumhuriyet ile beraber Türkiye’ye Cumhuriyeti Devleti; milli-ulusal ve laik bir esas üzerine kurulduktan sonra artık topluma laik-milli- ulusal kimlik, tepeden aşağıya doğru zorla benimsetilmeye çalışılmıştır. Jakoben yöntemlerle, dayatmalarla toplum; İslâmi kimlikten ve bilinçten uzaklaşıp Batıdan ithal edilen laik milli-ulusal kimliği ve bilinci benimsemeye zorlanmıştır. Bu amaç uğruna binlerce kişi katledilmiş ve zulme maruz bırakılmıştır. Bu coğrafyada yaşayan herkese “Türk” denilmiş ve her yere “ne mutlu Türküm diyene” sloganı yazılmıştır. Doğuda yaşayan Kürtler, Türkçe bilmezlerken onlara zorla “ne mutlu Türküm diyene” dedirtilmek, “Türküm doğruyum…” andı söylettirilmek istenmiş  diyemeyenler kırbaçlanmış, aşağılanmış, hapse atılmış, zulme maruz bırakılmıştır.

 

Kendisine “Türk ulusu” denilen yeni bir ulus  oluşturma projesi  gereği “Cumhuriyet devrimleri ve devrim kanunları” denilen yıkım operasyonlardan birisi olan “soyadı kanununun” uygulanması kapsamında “Türkiye” denilen coğrafyada yaşayan insanlara içerisinde “Türk” kelimesi geçen birçok soyadları ilk zamanlar devlet terörü ile verilmiştir. Özellikle aslen Türk olmayan insanlara daha çok “Türk”ü bol soyadları verilmiştir. Bundan güdülen birinci maksat; aslen Türk ve Müslüman olmadıkları halde “Türküm” “Müslüman’ım” diyen dönme Yahudileri kamufle etmektir. ikinci maksat ise; toplumun iki ana unsuru olan Türkleri  ve  Kürtleri oluşturmak istedikleri Türk ulusuna asimile etmektir.  “Türk”, “Öztürk”, “Türkoğlu” gibi soyadlarının özellikle daha çok Kürtlere verilmiş olması ebetteki rastlantı değildir!

 

Laik Türkiye Cumhuriyeti Devleti bölge insanını yani Kürtleri hep böylesi uygulamalar ile horlayıp, aşağılayıp zulüm yapmıştır, hizmet götürmemiştir. Cumhuriyetin ilk yıllarında vukuu bulan Şeyh Said isyanı gibi meşru isyanların çoğunlukla bu bölgeden olması, laik cumhuriyetçileri bölge insanlarına potansiyel düşman ve tehlike olarak bakmalarına sevk etmiştir.  Dersim katliamı gibi katliamlar ile bölge halkı sindirilmek istenmiştir.

 

Batıdan ithal edilen ulus-devlet kimlikli laik cumhuriyet sisteminin ve yöneticilerinin 50 yılı aşkın bir zamandır o bölge halkına yönelik sergiledikleri o sadist, tepeden inmeci yöntemleri bölge halkında tepkisel olarak kulaklarına fısıldanılan Kürt kimliğine yönelme eğilimini doğurmuştur. Nitekim Abdullah Öcalan önderliğinde 1976’da Kürdistan Devrimcileri adlı küçük bir örgüt kurulduğunda halk zemini böylesi faaliyetlere kucak açmaya müsait hale gelmişti. Bu küçük grup daha sonra 1978’de partisel örgütlenmeye gidip PKK (Partiye Karkeran Kürdistan) “Kürdistan İşçi Partisi”ni kurmuştur. 1979’da PKK silahlı eyleme geçip ve bir milletvekiline silahlı saldırı yaparak ismini duyurmaya başlamıştı. Daha sonra da 15 Ağustos 1984’de geniş çaplı terör eylemlerini bilfiil başlatmış oluyordu.

 

Son 30 yıldır bölücü terör örgütü PKK ile mücadele neticesinde T.C. resmi makamlarınca zaman zaman 40 Binden fazla kişinin öldüğü ve bu süreçteki terörle mücadelenin T.C.’ye maliyetinin 300 milyar Doları geçtiği belirtilmektedir. Bu fiilen bir savaşın varlığını gösteren rakamlardır. Böylesi uzun soluklu bir savaş, halk desteği olmadan sürdürülemez. Bu ise; PKK’nın bölge insanından büyük ölçüde destek aldığını gösterir. Zira bir silahlı örgüt dışarıdan ne kadar ekonomik, lojistik siyasi destek alırsa alsın halk tabanından destek görmedikçe böylesi bir potansiyele asla erişemez.

 

PKK’nın bölge insanından büyük ölçüde destek kazanması onun başarısı değil, Laik Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin yukarıda zikredilen o çağdaş tağuti cahiliye anlayışla sürdürdüğü politikanın eseridir. Halk, o tazyikten kurtuluş yolu ararken serseri de olsa Apo’yu,  bir terör örgütü de olsa PKK’yı önünde bulunca denize düşen yılana sarılır hesabı çaresizce onlara sarıldı. PKK’ya ABD’nin, İsrail’in, Avrupa devletlerinin ve bölgedeki işbirlikçisi  devletlerin  ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti  içindeki bazı çıkarcı  zümrelerin  yardımı, onun işini kolaylaştırmıştır.

 

İşte laik-milli-ulusal kimlikli  Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin o malum uygulamalarının ve politikalarının oluşturduğu bu ortamda PKK’nın faaliyetleri ile bugünkü anlamda Kürt Sorunu ortaya çıkmıştır. Her ne kadar başka devletler kendi çıkarları doğrultusunda bu sorunla ilgileniyor, müdahale ediyor ve istismar etmek istiyor ya da istismar ediyor  olsalar da sorunun müsebbibini sadece dışarıda aramak; ya kafayı kuma gömerek bakanların işidir ya da hedef saptırmaktan başka bir şey değildir.

 

Cumhuriyet döneminde yaşanan sürece de bu şekilde baktıktan sonra ortaya tespit ve çözümün konulması gerekmektedir. Kürt Sorununun ne olduğu ve bugünkü boyuta nasıl gelindiğinin asıl sebeplerini yukarıdaki izahlardan da tespit ettik. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin Laik ulusal yapısına baktığımızda ve kendi bekasını korumak üzere yaptıklarına baktığımızda birincil müsebbibin Devlet olduğunu görürüz. Çünkü Kürt Sorununun aslı, Kürtlere milli-ulusal kimlik kazandırıp bir milli-ulusal devlet kurulmasıdır. Terör ise onun neticesidir.

 

Laik cumhuriyetçiler kendileri bu coğrafyada yaşayan insanları ümmet çatısı altında asırlarca birlik ve beraberlikle kardeş yapan İslâm kimliğine savaş açtılar. Bu birliğin hayata geçmesini sağlayan İslam Şeriatını kaldırıp Hilâfet’i yıktılar. İslam kimliğini horladılar. Gericilik, irtica, aşırı dincilik diyerek karalamaya çalıştılar. Ve onu birinci derecede düşman ilan edip topyekûn savaşa giriştiler.  İslâmi hayatın tekrar başlamasına ve onun Şeri yolu olan Hilâfet’in tekrar kurulmasına karşı bin bir türlü üsluplarla direnmeye çalışmaktadırlar.

 

Diğer taraftan bu zümre; çağdaşlaşma, batılılaşma naraları atarak Batı dünya görüşü çağdaş cahiliye anlayışlarını, fikirlerini, kavramlarını benimseyip topluma da zorla benimsetmeye çalıştılar. Sonunda toplumu ve ülkeyi böyle bölünme ve düşman kamplara ayrılma noktasına getirdiler. Nitekim 90 yılda Türkiye gibi küçük bir coğrafya parçasında bugün itibariyle 75 milyon insanı bütünleştirememiş bilakis bugünkü boyutuyla Kürt Sorununun müsebbibi olmuşlardır.

 

O halde çözüme buradan başlamalı. Bu fitnenin, fesadın, bölücülüğün, düşmanlığın baş sebebi ortadan kaldırılmalıdır. O da Laik ulus anlayışlı fasit Cumhuriyet ve Demokrasi sistemidir. Bu sistem hayatı kokuşturmuştur. Ülkeyi ve toplumu bu ateş çukurunun kenarına getirmiştir. Zira bu fasit nizam bünyesinde bölücülük virüsünü taşımaktadır!

 

Çözüm, Kürt Sorununu kendi bencil sömürü emellerine alet olarak kullanmak isteyen ABD’ye ya da başka bir Avrupa devletine ya da bölgedeki Suriye gibi kukla devletlere yâda İran’a yâda  PKK’ya ve Barzani’ye kızıp bağırarak duygu deşarjı yapmak değildir.

 

Çözüm, ABD ya da Avrupa mallarına boykot ilan etmek değildir. Çözüm Mutfaktan buzdolabını atmak, ayakkabısını yakmak ta değildir.

 

Eğer bir şey atılacak ve yakılacak ise o da Avrupa’dan ithal edilen teknoloji ürünleri değildir. Bilakis Avrupa’dan ithal edilen ABD’nin de “yaşam tarzımız” diye savunduğu kokuşmuş fasit pis küfür çağdaş cahiliye sistemleri; laiklikdemokrasihak ve hürriyetler adı altında sahte özgürlükler, milli kimlikler ulus devletlercumhuriyetkapitalizmliberalizmsosyalizmvatancılık ve bölgecilik gibi kavramlar, kurumlar ve ideolojilerdir.

 

Asıl bunlar hayatımızdan, toplum devlet ve bireysel yaşantımızdan tamamen sökülüp atılmalıdır. İtalya’dan ithal edilen ceza hukuku, Roma hukuku, Fransa’dan ithal edilen laiklik, milliyetçilik-ulusalcılık, cumhuriyet, Yunanistan’dan ithal edilen demokrasi, İngiltere’den ithal edilen özgürlükler v.b. tüm Batı ve batıl kavram ve kurumları hayatımızdan sökülüp atılmalıdır. İslâm akidesi, İslâm kültürü ve ona dayalı hayat sistemleri ile bu çağdaş cahiliyle pisliklerinden kurtulmalı bunlardan arınmalı, böylece hayat, izzet, onur, vakar ve kuvvete kavuşulmalıdır.

 

Çözüm, ne Irak’ın parçalanmasıdır ne Suriye’nin parçalanmasıdır ne de Türkiye’nin parçalanmasıdır, ne de mevcut sınırları değiştirmektir. Bilakis bu ülkeler ve halklar arasına konulan o sınır denilen mayınlı alanları da kaldırıp bu ülkelerin birleşip bütünleşmesidir. Ancak bu bütünleşme ne Irak bayrağı-kimliği altında ne Suriye bayrağı-kimliği altında ne Arap bayrağı-kimliği altında ne de Türk bayrağı-kimliği altında olmalı. Bilakis bu bütünleşme, bütün bu bölge insanlarının ortak inancı olan ve bu bölge semalarında her gün beş vakit sedalanan            لا اله الا الله محمد رسول الله      "Lailahe illallah Muhammedun Rasulullah"   Kelime-i Tevhid bayrağı altında İslâmi kimlik, Allah’ın indirdiği Kur’an ve Sünnet yönetimiyle müminlerin emiri sıfatıyla naspedilmiş bir Halife’nin yönetiminde olmalıdır.

 

Bu zor değildir. Bunu zorlaştıran milli kimlik, fasit anlayış ve hain yöneticilerdir. Bu marazları terk edince elbette kolay olur. Üstelik bu, 14 asırlık şanlı bir geçmişi olan çözümdür. Böylesi pratik, başarısı ispatlanmış ve kolay bir çözümü terk edip de haçlı bayrağı altında inancı, dili, kültürü, coğrafyası tamamen farklı olan AB ile bütünleşmeyi çağdaşlaşmak adına nihai hedef olarak benimseyenlerin, hala orada çözüm arayışında olanların akıllarına gerçekten şaşmamak elde değildir. Düşük akıllılık bu değil de nedir? Zira izzeti, onuru, kuvveti bırakıp da zillete koşmak hangi aklın eseri olur ki?

 

“Her halkın hatta her Müslüman halkın bir devleti vardır sadece Kürt halkının devleti yoktur, öyleyse bu mazlum halkın da Kürt Devleti olursa kötü mü olur?”   gibi argümanlar / bahaneler ileri sürerek bir Kürt Devleti kurmak da çözüm değildir. Zira her Müslüman halkın devletinin var olduğu iddiası doğru değildir. Mesela Türkiye Cumhuriyeti Devleti, Türk halkının devleti değildir. Zira bu halkın o devletin oluşumu ve bugüne kadar gelen yönetiminde herhangi bir söz hakkı ve katkısı olmamıştır. Bir avuç zümre, kurulduğu günden beri yönetime hâkimdir. “Halka rağmen halk için” anlayışı ile iktidar sürmektedir. Devletin temel fikri olan laiklik, demokrasi, cumhuriyet ve halka “milli kültür” diyerek şırınga ettikleri kültür bu halkın inanç ve kültürü ile asla bağdaşmaz.

 

Nitekim bu devletin içinde bir devlet vardır. Yani “Derin Devlet”, “Zinde Güçler” denilen olgu vardır ki o da ağırlıklı olarak yine bu zümreden oluşmaktadır. Nitekim iktidara ve ülkenin servetlerine tahakküm eden onlardır. Vergi veren, askerlik yapan ve hamallık yapan ise Türk halkıdır. Buna rağmen Türk halkına   “ne mutlu Türküm diyene”   demek düşmektedir.    İslâm âlemindeki diğer devletler de benzer durumdadırlar.   Arapların başındaki irili ufaklı ve devlet denilen varlıklar da Araplara ait değildir. Suriye’de bir avuç Nusayri, Mısır’da bir avuç Kıpti, Lübnan’da bir avuç Maruni, Irak’ta bir avuç ateist -Süryani karışımı Baasçı ve şimdi de işgalcilerin uşakları, Suudi Arabistan’da bir avuç uşak Suud sülalesi, Ürdün’de bir avuç İngiliz uşağı Kral sülalesi, Pakistan’da ve Bangladeş’te bir avuç Kadiyani, İran’da bir avuç fanatik mezhepçi ırkçı yönetime hâkim değil mi?

 

Bu yönetimlerle bu halklardan hangisi mutlu olmuş?! Bu halkların hangisinin dünya arenasında siyasi, askeri, ekonomik itibarı, gücü ve kuvveti var? Bu halkların hangisi zulüm görmüyor, mazlum değil? O halde nihayet böyle olacak bir Kürt Devleti,  Kürt halkına ne kazandıracak?! Onun için çözüm Kürt Devleti kurmak da değildir.

 

Bölünme ve düşman kamplara ayrışma tehlikesi ve sorununa doğudan-batıdan, sağdan-soldan çözüm modelleri aramaya, IRA modeli mi? ETA Modeli mi yoksa Kamboçya Modeli mi, Srilanka Modeli mi…  gibi vakıaya mutabık olmayan arayışlar dalalet arayışlarıdır. Çünkü söz konusu olan Türkiye coğrafyasındaki iki ana unsur olan Türk halkı ile Kürt halkıdır, bunların kahir ekseriyeti ise Müslüman’dır.

 

Fatih ERGENÇ

fatih.ergenc1@gmail.com

YORUM YAZ

  • Ad Soyad:

  • Yorum:

  •  

    @name x

  • UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.

      Yorumlar
      Toplam 1 yorum mevcut

    • maşuk Ergenç 3 yıl önce yorumlandı

      devam et yeğenim bize yazmak yakışır silah değil.

    SENDE YAZ
    Ziyaretçi Defteri
    Ziyaretçi Defteri

    Siz de yazmak istemez misiniz?

    Ziyaretçi Defteri
    ARŞİV